arkınçelik
expression artisan
web PEN WHITE.png

yazılar

çok sevdiğim bir arkadaşım Murat İpek'ten alıntı ile 

"merak etmeyin ben yazarım"

biz değilsek, kim?

Doğduğumuz andan itibaren birşeyleri yapamayacağımız koşullamaları ile büyütülüyoruz. Bunun asıl nedeni bizi korumak dahi olsa sonuçta öğrendiğimiz, güçsüz olduğumuz ve imkansızlıklar. Hayatta kalmamızı sağlayan güvenli sınırları bilmek, adı üstünde hayati önem taşıyor ancak yine de risk alanlar ve sınır tanımayanlarla insanlık gelişmeye devam ediyor.

Bir şeye ‘olmaz’ dedikleri için onu denememek, deneyip başaramamaktan daha büyük bir başarısızlık. Eldekinden kayıp vermemek adına sürekli küçük düşünmek bir süre sonra yetişkin olarak değerlendirilebilir hale geldiğimizde hayat standardımız oluyor. Bu kadar kalıp ve baskıya rağmen hala özgür düşünen insanlar yok mu etrafınızda? Evet, tabii ki var! İşte onlar sayesinde bugün birşeyler gelişmeye devam ediyor. Bazen hissettiğimiz sıkışmışilık içinde bize göre gelişimin hızı ve miktarı ‘az’ da olsa…

Yaşamak istediğimiz dünyada aynı anda markete girdiğimiz, kahve almak için arka arkaya durduğumuz, toplu taşıma araçlarını birlikte kullandığımız, sinemaya ya da tiyatroya gittiğimizde yan yana oturduğumuz o hiç tanımadığımız insanların da bizim gibi olmasını istemiyor muyuz? Hatta benim bu insanlarda tam olarak ‘benim gibi’ olmasını istediğim bazı özellikler var. Bunların başında ‘iyi insan olmak’ geliyor. Birlikte yaşadığım herkesin herşeyden önce ahlaklı olmasını istiyorum. Yaratıcılığa karşı dursa da, kapalı bir zihin yapısına sahip olsa da hiçbir konuda benimle aynı fikirde olmasa da temel ahlak anlayışımızın en azından ilkelerinde ortak bir anlayışa sahip olmak istiyorum. Bu ideal dünyada mutlu ve huzurlu olmanın yolu zaten birbirimize olan saygımızın kendimize olan saygımızdan kaynaklanması olmalı. Fikirlerimiz ayrı olduğu sürece birbirimizi gerçekler ve doğrularla ikna etme şansımız bulunmalı. Ahlak anlayışı olmayan, kısaca yalancı, hak yiyen, adaletsiz insanlarla aynı havayı solumak bile bazı günler zor geliyor.

Yaşadığım ülkede yenilik ve ilerleme adına çok şey yapılıyor. Ancak bu yapılanlar kendi ülkemin koşulları açısından ‘yeni’ ve ‘ileri’, dünyanın geri kalanına göre bunlar ‘geride kalan’lar. Bu memleketi özel kılan da bu zaten. Her fikir için yeterli gelişme ortamı teorik olarak mevcut ancak bir türlü kanaat önderleri, piyasaya manipülatörleri, büyük oyuncuların küçük adamları ya da büyük egoların küçük sahipleri kendilerini aşıp ‘iyi’ birşey yapılmasına önayak olmak için ya da en azından destek vermeyi geçtim engel olmamak için bir girişimde bulunamıyor. Benim yaşamayı arzuladığımı ‘iyi insanların dünyası’ hep ütopya olarak kalıyor. Peki ben yapmazsam kim bu dünyayı kuracak? Gerçekten iyi insanlar dışında kim bu ütopik iyi insan dünyasında yaşamanın nasıl birşey olduğunu hayal edebilecek? Birileri yapsa da biz de keyifle dinlesek dediğimiz şarkıları, izlemeyi çok isteyeceğimiz filmleri, okumak için can atacağımız kitapları, uğramayı özleyeceğimiz mekanları gerçekten yapabilecek kişiler yapmazsa kim yapacak?

Biz kendi memleketimizde kendi yaşamak istediğimiz dünyayı kurmazsak kim çocuklarımızın yaşamasını istediğimiz dünyayı kuracak?

Yanlış memlekette doğduğunu düşünenler, size sesleniyorum. Ben de sizden biriydim. Yanlış zamanda yanlış yerde doğduğumu ve en azından hali hazırda yaptığım işlerden bir tanesinin yurt dışında ettiği değer üzerinden yaptığım karşılaştırma ile bu kadar seslendirme yapan bir insan olarak İngiltere’de bir şatoda ya da Amerika’da kendi özel adamda yaşıyor olabilirdim. Türkiye’de bu mümkün değil… Ben çoğunlukla Türkçe konuşarak ve yazarak hayatımı kazanıyorum. Bu becerimin yetenek sayıldığı ve en değerli olduğu yer burası. Ben bu toprağın bir meyvesiyim, ‘ananas ya da mango olsam tadımdan yenmezdim’ diye düşünmek sadece zaman kaybı. Kekremsi tadımla bu memlekette doğmuş olmayı seçmediğimi düşünüyorsam -şu anda bana karşı savla gelen her bireyin tahmini ilk savunma cümlesi- yanılıyorum. Hayatımdaki herşeyin sorumlusu benim ve benim tercihlerimin sonuçlarını yaşıyorum. Ben burada doğmayı seçmediysem bile -ki bu inanç hatanın kaynağı- burada halen bulunuyor olmam kendi seçimim. Gerçekten isteseydim aile, iş, dil, din, ırk hiçbir engel tanımaz yabancı bir ülkeye gitmiş olurdum. Gitmediğime göre, zorunda kaldığımı düşündüğüm durumda yaptığım tercih bana benim yaptığım bir seçimin sonucunu yaşatıyor.

İyi insan olmayı, yaşadığım koşullarda sergilediğim tavırları ve karşımdaki ne yaparsa yapsın kendi tavrımı benim seçtiğimi bilmek gücümü bana geri kazandırıyor. Böylece kurban olmaktan kurtulup gerçekten egemen bir birey olma hakkım doğuyor. Birileri yüzünden, birşeyler nedeniyle değil; mevcut her koşul içinde tepkisel değil oluşsal bir varlığı sürdürmeye gayret ediyorum.

Yaşamak istediğim dünyadaki sanatı yaratabilecek olan da benim, eğlenceyi sunabilecek olan da… Demek ki yapabileceğimi yaptığım sürece benim üretmekten keyif aldıklarımı tüketmek isteyecek insanlara bir şans vermem mümkün. Onlar tüketsin diye değil, ben üretmekten keyif aldığım için. Birileri bu yazdıklarımı okusun ve benim ne kadar da haklı olduğumu düşünsün diye değil, ben zaten bunu hissettiğim, buna inandığım ve bunu yaşadığım için. Haklı değil mutlu olmak için...

 

Arkın ÇelikComment